yesilunyeli.sitemynet.com

ANASAYFAM
EYLENCE İLETİŞİM
DOGA VE RESİMLER
SOHBET VE CHAT
SPOR
MÜZİK

DOGA VE RESİMLER


EFEE

hasan1.jpg

230420071049570171.jpg

230420071049570125.jpg

230420071043100734.jpg

230420071043100687.jpg

image002.jpg

rose.jpg

zaa1080ql7.jpg

unyeden gecersen mutlaka ugra sende gor hayatı

image009.jpg

ÖZLEDİM SENİ
özledim seni görmeyince
bekledim seni gelmeyince
bunaz bucilveler bu sitem niye
özledim seni seni özledim
sensiz yasayamam bunu bilesin
sen gelki gönlümün acısı dinsin
ugrunda bu garip bu garip ölsün
özledim seni seni özledim

gönlüme kelepce vuramazsınki
gözüme perde cekemezsinki
nasıl sevdiğimi bilemezsinki
özledim seni seni özledim
sensiz yasayamam bunu bilesinki
sen gelki gönlümümn acısı dinsin
ugrunda bu garip bu garip ölsün
özledim seni seni özled

DİLEK

emine.jpg

İZMİRLİ KIZLAR

izmirli.jpg

ÜNYE İLÇEMİZ





Ünye’nin Genel Görünüm






Ünye’nin Genel Görünümü




Ünye’nin Genel Görünümü

















İLÇEMİZİN KÖY, BELDE VE BELEDİYE İSİMLERİ



KÖYLER

1 - AĞIDERE 40 -TEPEKÖY

2 - ATAKÖY 41 - ÜÇPINAR

3 - AYDINTEPE 42 - YAVİ

4 - BAŞKÖY 42 - YAYLALI

5 - CEVİZDERE 43 - YAZKONAĞI

6 - ÇAKMAK 44 - YİĞİTLER

7 - ÇATAK 45 - YÜCELER

8 - ÇATALPINAR

9 - ÇATALTEPE

10 - ÇİĞDEM BELDE

11 - DENİZBÜKÜ

12 - DÜZKÖY TEKKİRAZ

13 - DÜZSAYLAN T/BEYLERCE

14 - ELMALIK T/ÇINARCIK

15 - ESENKALE T/DEREKÖY

16 - ESKİKIZILCAKESE T/DİZDAR

17 - GÖBÜ T/DÜZÇİFTLİK

18 - GÖLCÜĞEZ T/KORUKLU

19 - GÜNPINARI T/NURETTİN

20 - GÜZELKALE T/ORTAKÖY

21 - GÜZELYALI T/TAŞCA

22 - HIZARBAŞIGÜNLÜK T/UĞURLU

23 - HIZARBAŞIKUMARLI T/YAYCI

24 - KADILAR T/YENİKIZILCAKESE

25 - KALEDİBİ T/YENİKÖY

26 - KALE

27 - KEŞ

28 - KİLLİK BELEDİYELER

29 - KOCUKLU

30 - KUŞCULU

31 - KUŞDOĞAN ERENYURT BELEDİYESİ

32 - NADIRLI FATİH BELEDİYESİ

33 - SAHİLKÖY HANYANI BELEDİYESİ

34 - SARAYCIK İNKUR BELEDİYESİ

35 - SARIHALİL PELİTLİYATAK BELEDİYESİ

36 - SAYLAN TEKKİRAZ BELEDİYESİ

37 - SOFUTEPESİ YENİKENT BELEDİYESİ

38 - ŞENYURT YEŞİLKENT BELEDİYESİ

39 - TAFLANCIK ÜNYE BELEDİYESİ (MERKEZ )





ÜNYE'DE GEÇİM KAYNAKLARI

TARIM : Ünye topraklarının dörtte üçü tarıma elverişlidir. Tarım ürünleri arasında fındık ve mısır başta gelir. Sebze ve meyve üretimi de önemli yer tutar.


HAYVANCILIK : Ünye toprakları daha çok tarım arazisi ve orman olduğundan geniş otlaklar azdır. Bu yüzden Ünye'de daha çok ahır hayvancılığı yapılır.





BALIKÇILIK : Balıkçılık Ünye'de önemli geçim kaynaklarındandır. En çok tutulan balık türleri hamsi, kefal, kalkan, palamut, torik, kötek, tirsi, istavrit, sargan, karagöz, ve uskumrudur.





















ENDÜSTRİ : Ünye'de Cevizdere ağında bir çimento fabrikası, şehir içinde Fındık kırma fabrikaları,lastik ve plastik fabrikaları, Köprü başında deri ve kösele fabrikaları, ip halat yapımevi, Çömlekçi, Burunucu mahallesinde testi, saksı, küp, öveç, çömlek, yapan fabrikalar, Saylan Köyü yolu üzerinde Çataltepe Suyu Şişeleme Tesisleri bulunmaktadır. Ünye havasının, suyunun, yeşil çevresinin güzelliği, denizin, kumsallarının temizliği ile tanınmış eşi bulunmaz bir tatil şehridir.




Ünye Çimento Sanayii




Ünye Çimento Sanayi



TİCARET: Ünye'de daha çok tarım ve hayvan ürünleri ticareti yapılır.Zahireci denilen tüccarlar fındık, ceviz, mısır, fasulye, deri yapağı, kabak çekirdeği, elma ve yumurta alım satımı yaparlar.Fındığın büyük bir bölümü fabrikalarda kırılıp ayıklandıktan sonra iç fındık halinde çuvallara doldurulacak dış ülkelere satılır.



ÜNYE’NİN TARİHİ


1.TÜRK FETİHLERİNDEN ÖNCE ÜNYE

Ünye ve çevresinde yazılı tarihlerde adı geçen ilk topluluk Kaşkalardır. MÖ 2000’lerden itibaren tarih sahnesine çıkan Kaşkalar bugünkü Sinop ile Perşembe arasındaki bölgede yerleşmişlerdi. Kaşkalar’da hem göçebe hem de yerleşik hayat tarzı vardı. Kaşkalar zaman zaman Iç Anadolu’daki Hititlerle savaşmışlar ve onlar için yönelen kuzeyden en önemli tehdidi oluşturmuşlardır. Zaman zaman Kaşkalar Hitit başkenti Hattuşaş’a (Boğazköy) kadar ilerlemişlerdi. Hititlerin Kaşkalar’ı durdurduğu hatta kısmi egemenlik altına aldıkları dönemler olduysa da, bu dönemler kısa süreli ve geçici olmuştur. Bu iki komşu ve düşman kavmin ömrü MÖ 12.yüzyılda sona erdi.

Sonraki devirde uzun bir süre Ünye çevresi tam bir devlet yapısı olmaksızın Asya kaynaklı ve Hititlerden arta kalan insan topluluklarının yaşama alanı oldu. MÖ 9.asından itibaren, İskitler bu bölgeyi ele geçirdi. İskit devletinin ağırlık merkezi Karadeniz kuzeyi idi ve Türk asıllı unsurlar bu devlette önemli yere sahipti. Muhtemelen İskit ordularında kadınların da bulunması sebebiyle Amazonlar efsanesi ortaya çıktı. Amazonlarla ilgili olarak aktarılan bilgilere göre, bunlar tamamen kadınlardan oluşan, savaşabilmek için bir memelerini kesen savaşçı bir topululuktu. Günümüzde, tarihte tamamen kadınlardan meydana gelen bir Amazon topluluğunun bulunduğu tarihçilerce kabul edilememektedir.

MÖ I.yüzyılda, roma İmparatorluğu ile Pontus Devleti bölgenin hakimiyeti için mücadele ettiler. Önceleri Pontus Devleti, bölgedeki diğer kavimlerin de yardımı ile Roma’ya karşı bazı başarılar elde etti. Ancak MÖ 71 yılında Kelkit vadisinde yapılan savaşta Pontuslular kesin olarak yenildiler. MÖ 63 yılında Pontus Devletinin yıkılması ile Ünye ve civarında Roma hakimiyeti kesinleşmiş oldu.

Bizans döneminde de Ünye çevresi, yönetim merkezi Niksar olan Pontos Polemoniacus adındaki bölgede yer aldı. İslamiyet’in yayılma dönemindeki ilk kez 715 yılında Emevi orduları Canik bölgesine kadar geldi. 733-739 yılları arasında Samsun civarı Arap egemenliğinde kaldı.

Abbasiler devrinde, Malatya bölgesindeki üsten hareket eden ve mühim bir kısmı Türklerden meydana gelen islam orduları Bizans topraklarına sık sık akınlar düzenleniyor ve bunların bazıları Canik bölgesine kadar uzanıyordu. 843 yılında Ünye civarını aldılar, ancak bu durum kısa sürdü. Abbasilerin Türk komutanı Ahmed İbn inanç et-Türki 893 yılında bütün Orta ve Doğu Karadeniz bölgesini ele geçirdi. Abbasi ordusundaki Türk komutanların Anadolu’da Bizans’la yaptığı mücadelelerin hatıraları Seyyid Battal Gazi destanları şeklinde dilden dile aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır.

ÜNYE'NİN ADI

Ünye’nin adı Latince ve Yunanca eski metinlerde İnaos, Oenes, Oinoe, Oinoie, Onea, Oenoe, Unieh, Unie, Unia gibi değişik şekillerde geçmektedir. Bütün bu değişik yazılışların ONEY şeklindeki okunması uygun değildir. Eski metinlerde geçen bu isimlerin okunuşu da yine ÜNYE adına daha yakındır. Dolayısıyla Ünye’nin eski adının ONEY olduğu varsayımı kesin doğru kabul etmek ve bunu adeta şehrin turistik adı haline getirmeye çalışmak vahim bir hatadır. Ünye’nin adı baştan beri hep ÜNYE idi.


Tozkoparan Mağarasından Görüntüle

3.İLK TÜRK FETİHLERİNDEN OSMANLILARA KADAR ÜNYE

Tarih boyunca İskitler Sabirler ve Hunlar gibi çeşitli Türk asıllı veya içinde Türk unsurlar da bulunan kavim ve devletler Anadolu’ya ilgi göstermiş ve zaman zaman da daha ziyade kısa süreli olmak üzere çeşitli fetihler yapmışlardır. Abbasiler döneminde de, islam ordularının çoğunluğu Türklerden meydana geliyordu. Bizans ile uzun süreli savaşlar sebebi ile sınırları korumak için Abbasiler Doğu Anadolu’ya çok sayıda Türk ailesini yerleştirmişlerdi. Ancak, Anadolu’nun tümüyle ve kesin olarak Türk vatanı haline gelmesi Selçuklular döneminde olmuştur.

1080 yılında Ünye dahil bütün Karadeniz sahilleri Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na bağlanmıştı. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Bizans karşısında elde ettiği Malazgirt zaferinden sonra, onun emri ve izniyle, çok sayıda Türk beyi fethettikleri yerler kendi beylikleri saymak üzere Anadolu’da fetihler yaptılar. Canik bölgesindeki fetihler Danişmendli devletinin kurucusu olan Melik Ahmed Danişmend Gazi tarafından başlatılmıştır.

DANİŞMENDLİLER DÖNEMİ

Melik Ahmed Danişmend Gazi’nin asıl adı Taylur’dur. Bilindiği gibi “Danişmend” kelimesi o dönemin yüksek eğitim kurumları olan medreselerdeki “Doçent”seviyesindeki öğretim üyelerine verilen unvandır. İbn’ül Esir tarihinde Melik Ahmed Danişmend Gazi’ye bu unvanın Türkmen boylarına öğretmenlik yaptığı için verildiği bildirilmektedir. Melik Ahmed Danişmend Gazi Malazgirt savaşına bizzat katıldı ve zaferden sonra Tokat, Sivas, Amasya, Çorum ve Niksar bölgelerini fethetti. Hakimiyetini bu bölgelere komşu olan sahil bölgelerine kadar genişletti. Danişmend Gazi 1085 tarihinde ölünce, yerine oğlu Gümüştegin geçti.

Danişmendli hükümdarlarının hepsi de halk tarafından Melik Gazi diye anılmaktadır. Melik Gazi ile ilgili bölgede yaygın olarak anlatılan bir rivayet şöyledir: Melik Gazi Ünye Çataltepe civarında kafirlerle yaptığı savaşlardan birinde yaralanmıştı. Kendisine, eğer bu yaradan dolayı ölürse nereye defnedebilmek istediğini sordular. Atacağı okun düştüğü yere gömülmesini söyledi. Çataltepe’ye çıkarak yayını gerdi ve okunu attı. Bu ok, Niksar’a kadar gitti ve vasiyeti üzerine Melik Gazi oraya defnedildi. Bu menkıbe, bölgedeki ilk fetihleri yapmasının sağladığı yüksek itibarın, Canik bölgesindeki Türkler arasında Melik Gazi’yi adeta bir evliya mertebesine yükselttiğini göstermektedir.

1096 tarihinde Türkler ve Islam dünyasına karşı başlatılan Haçlı seferlerinin birincisi yapildi. Anadolu Selçukluları ve Danişmendliler kat kat üstün durumdaki düşmana karşı çete savaşı ağırlıklı bir mücadele vererek, Anadolu’nun merkezi kısmında toplanmak ve tüm sahil kesimlerinden çekilmek zorunda kaldılar. Anadolu Selçuklularının ilk başkenti olan İznik ile birlikte Ünye’de 1100’ler civarında artık Bizans’a aitti. Haçlılar Anadolu’yu Türklerden temizlemek, Kudüs’ü almak ve mümkünse bütün İslam topraklarını ele geçirmek arzusundaydılar.

Ancak, Bizans ve Haçlıların umduğu gerçekleşmedi; Türkler Anadolu’dan sökülüp atılamadı. Bir asır kadar Haçlılar ve Bizans ile çetin mücadeleler devam etti. Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans arasında 1176 yılında yapılan Miryokefalon savaşında Bizans ordusu bir kez daha ve kesin olarak hezimete uğrayınca, Bizans öve Hıristiyan dünyası artık Anadolu’nun yeni bir Türk vatanı olduğu gerçeğini ister istemez kabul etti. Bu tarihlerden itibaren Anadolu batılılar tarafından Türkiye ve Türkomanya adlarıyla anılmaya başladı.

12.yüzyılın ilk yarısında, Danişmendliler Anadolu’daki en güçlü Türk devleti idi. Danişmendliler bir taraftan orta ve bati Karadeniz için Bizans ile mücadele ederken, bir yandan da Anadolu hakimiyeti için Konya Selçuklulari ile çekişme içindeydiler. 1104 yılında hükümdar olan Emir Gazi zamanında Danişmendli Devletinin gücü zirveye ulaştı. Emir Gazi Anadolu Selçuklu devletinin tahtına da kendi damadı I.Sultan Mesud’un çıkmasını sağladı. Malatya,Kayseri, Kastamonu, Çankırı, Karadeniz sahilleri ve Sakarya bölgesine kadar olan yerleri devletine kattı. Kilikya Ermenilerini de vergiye bağladı. Bizans tahtına çıkmak için isyan edenleri destekledi. Emir Gazi’nin 31 yıl devam eden bu parlak devri 1134 tarihine kadar sürdü. Yerine oğlu Melik Muhammed geçti.

1139 yılında Bizans’ın Niksar’ı ele geçirmek için giriştiği büyük bir hücuma başarıyla mukavemet eden Melik Muhammed, 1140-1141 yıllarında da Karadeniz sahillerini ve Ünye’yi Bizanslılardan geri aldı. Fethedilen bu bölgelere büyük miktarda Türkmen nüfus yerleştirilerek bölge emniyet altına alındı. Melik Muhammed 1143 yılında öldüğünde, Danişmendli devletinin sınırları Gürciştan, Mezopotamya, Çukurova, Karadeniz sahilleri ve Sakarya boylarına kadar ulaşıyordu.

1162 yılında Melik Yağıbasan Sultan II.Kılıç Arslan’a ait düğün alayını hücum edip yağmalayınca savaş kaçınılmaz hale geldi. II.Kılıç Arslan ordusu ile Yağıbasan’ın üzerine yürüdüyse de, Bizans ordusunca desteklenen Danişmendli ordusuna karşı yenildi. Yağıbasan 1164 tarihinde öldü.

Melik Yağıbasan, güçlü bir şahsiyet olmakla beraber, hataları da vardı. Daha önce çok güçlü bir şahsiyet olan Danişmendli devletinin Anadolu Selçukluları karşısında ikinci derecede kalmasını kabullenememiş, devleti eski gücüne kavuşturmak için çareler aramış, fakat bu arada Selçuklulara karşı Bizans ile ittifak yapmak ve Ünye’yi fethettikten sonra bu ittifak uğruna geri verme gibi vahim hatalar da yapmıştır. Yine de, Ünye’nin Türk hakimiyetine geçme aşamaları içinde Melik Yagibasan’ın rolü çok önemlidir. Melik Yağıbasan’ın adı da bölge ahalisi arasında yüzyıllar boyunca anıla gelmiştir.

Ünye’nin Yağıbasan köyü de adını bu Danişmendli hükümdarından almaktadır. Bilindiği gibi “Yağı” düşman, “basmak”ise hücum etmek ve yenmek, manasına gelen has Türkçe kelimelerdir. “Yağıbasan”da, düşmanlarına galip gelen kişi manasına gelmektedir. Melik Yagibasan’ın türbesi Danişmendli meliklerinin çoğu gibi Niksar’dadır.

ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİ

Ünye’nin ve bütün Orta-Kuzey Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında mühim rol oyanmış olan Danişmendliler Yagibasan’dan sonra giderek güçlerini daha da yitirdiler. Anadolu Selçuklu hükümdarı Sultan II.Kılıç Arslan 1176 yılında Bizans7a karşı Miryokefalon’de büyük bir zafer kazandı. Bunun ardından Anadolu’da Türk birliğini sağlama çabalarını arttırdı ve 1178 yılında bütün Danişmendli toprakları Anadolu Selçuklu Devletine katıldı.

1170-1180 yılları arasında, orta asaya ve Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya çok büyük sayıdaki Türkmen boyları göç etmiştir. Orta Asya ve Maveraünnehir’e hakim olan Moğol asıllı Karahıtaylar’ın baskısı sebebi ile meydana gelen bu göçler Anadola’da bazı geçici sıkıntı ve çatışmalara yol açmıştır. Bu göçlerin sonucunda, artık Anadolu’da Türkler nüfusun büyük bir çoğunluğunu meydana getirmişlerdir.

Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, 1204 yılında Haçlılar Müslümanlarla ve Türklerle savaşmak yerine, zenginliğine göz diktikleri İstanbul’u işgal edip yağmaladılar. Ortodoks olan Bizans Devletinin yerine bir Katolik Latin Devleti kurulmuş oldu. Bizans imparator ailesinin bazi fertleri kaçarak Iznik ve Trabzon’da ayrı devletler kurdular. Böylece, Türklerin karşısındaki Bizans gücü zayıflamış ve parçalanmış oldu.

1214 senesinde, Trabzon Hükümdari Aleksis yeniden Orta ve bati Karadeniz sahillerine hücum etti. Selçuklularla yapılan savaşı kaybeden Aleksis esir edildi. Selçuklulara tabi olmayı ve yıllık vergi vermeyi kabul ederek serbest bırakıldı. Sinop’tan Ünye’ye kadar olan sahiller bir kez daha Anadolu Selçukluları’na bağlandı.

1228 yılında, Harzemşahlar’ın Anadolu Selçuklu Devletine saldırmasını fırsat bilen Rumlar yeniden Ünye’den Sinop’a kadar olan Selçuklu topraklarını işgal edip yağmaladılar. Dönemin büyük hükümdarı Sultan Alaeddin Keykubad sefere çıkarak işgal edilen toprakları kurtardı. Rumların saldırganlığına kesin çözüm bulmak maksadıyla Trabzon’u kuşatmaya karar verdi. Selçuklu donanması Trabzon’u kuşattı. Fakat çok iyi savunulan Trabzon’un fethi mümkün olmadı. Bu sırada 1230 yılında yapılan Yassıçimen savaşında Selçuklular Harzemşahlar’ı kesin bir yenilgiye uğratmıştı. Bunun üzerine Rumlar barış istediler. Trabzon Rum Devletinin Selçuklulara tabi olması ve vergi vermesi bir kez daha kabul edildi.

Selçuklular, sürekli hakimiyet mücadelesi yapılan bu bölgeyi düşman hücumlarına karşı korumak için Orta Karadeniz bölgesine Çepni Türkmenlerini yerleştirdi. Sinop’tan Trabzon’a kadar uzanan bölgenin Osmanlılara kadar olan tarihinde Çepniler’in oynadığı rol mühimdir.

Sultan Alaeddin Keykubad 1237’de öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti gücünün zirvesindeydi. Cengiz Han’ın kurduğu Türk-Moğol imparatorluğu bu yıllarda Ön Asya’yı tehdit eder hale gelmişti. Bu imparatorluğun bir parçası olan ve merkezi İran’da bulunan İlhanlı Devleti, Anadolu Selçuklularını kendi yüksek hakimiyetini tanımaya davet etti. Bunun kabul edilmemesi üzerine 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı Selçukluların yenilmesiyle sonuçlandı. Selçuklular ve bölgedeki bütün devletler İlhanlılar’a tabi oldu. Ön Asya’da Memlük Devleti dışında bağımsız devlet kalmadı.

Ünye Kalesi



BEYLİKLER DÖNEMİ

Anadolu Selçukluluarın güç kaybedip Moğollara tabi olduğu bu yıllarda Anadolu’ya yeni ve yoğun bir Türk muhacereti meydana geldi. Anadolu’da merkezi hakimiyeti zayıflayınca, o zamana kadar Selçuklular’a bağlı olan Türkmen boyları kendi başlarına buyruk hareket etmeğe başladılar. Hepsi de görünüşte Selçuklulara tabi beylikler sayılmakla beraber, onlardan izin almaksızın savaşlar ve fetihler yaptılar. Bu beyliklerden biri de Bilecik ve Eskişehir bölgesindeki Osmanlı Beyliği idi. 1300 yılına doğru, Anadolu’da Türkmen Beylikleri tarafından fethedilmeyen pek az kalmıştı. Bunlar da, Trabzon Rum devleti, Çukurova’daki Kilikya Prensliği ve Marmara Denizinin Anadolu sahilindeki bazı yerlerdi. Ayrıca Biga, Alaşehir, Gavur Samsun ve Amasra gibi bazı kaleler de hala Hıristiyanların elindeydi.

İlhanlı hakimiyeti döneminde Ünye ve Orta Karadeniz bölgesinde zaman zaman hakimiyet mücadeleleri oldu. İlhanlılar Müslümanlara karşı Hıristiyanları destekleyen bir politika uyguladıkları için, Trabzon Rum Devleti kendi sınırlarını genişletmeye çalıştı. Ünye de sık sık el değiştirdi. 1297 yılında Ünye Türkmenler (Muhtemelen Çepniler) tarafından bir kez daha Rumlardan alındı ve Trabzon şehrine kadar uzanan akınlar yapıldı. Bu dönemde Türkmenlerin Kuşdoğan adlı bir beyi vardı ve Giresun şehrini de ilk kez Rumlar’dan almıştı. Ünye’nin Kuşdoğan köyü muhtemelen adini bu tarihi şahsiyetten almaktadır.

Hacı Emir Beyliğinin bilinen ilk beyi olan Bayram Bey Rumlar üzerine akınlar yapıyordu ve topraklarını doğu yönünde genişletiyordu. Ordu’nun Bayramlı köyü adanı muhtemelen Bayram Bey’den almıştır. 1323 yılında Bayram Bey Trabzon Hamsiyeköy’e kadar uzanan bir sefer yapmıştı. Bu seferler sırasında bütün Doğu Karadeniz sahillerinin art bölgeleri Türkmen nüfusla doldu.

Ünye Kalesi girişi

1340 yıllarında Giresun bir kez daha ele geçti. Bayram Bey’den sonra beyliğe adını veren oğlu Hacı emir Bey başa geçti. 1346’da Ünye Hacı Emir Bey tarafından son kez fethedildi.

Kadı Burhaneddin Devleti ile Osmanlılar bu yıllarda Anadolu hakimiyeti için çekişmekteydiler. 1391 yılında Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid Yeşilırmak vadisine kadar uzanan bir sefer yaptı. Küçük bir beylik olan Kadı Burhaneddin devletine bağlı olan Amasya Beyliği ve Yeşilırmak havzası 1392 yılında Osmanlılar tarafından alındı. Bu sırada bütün Canik beyleri Osmanlılara tabi oldular. Ancak Kadı Burhaneddin bu durumu kabullenmedi. Ve Yıldırım Bayezid Balkanlarda savaşırken Canik beylerinden yeniden kendi hakimiyetini tanımalarını istedi. Önce Taceddinoğulları’nı yenerek hakimiyetini kabul ettirdi. Bunun üzerine bütün Canik Beylikleri Kadı Burhaneddin’e karşi ittifak kurmaya teşebbüs ettiler, ancak bunu da sağlayamadılar. Bu sırada Kadı Burhaneddin’in ordusu bir Osmanlı ordusunu mağlup edince Canik beyleri yeniden Kadı Burhaneddin’e bağlılığı kabul etmek zorunda kaldılar.

Niğbolu zaferinden sonra Sultan I.Bayezid (Yıldırım) 1398 yılının baharında Canik üzerine bir sefer düzenledi. Kubadoglu Beyligi’ne ait olan Müslüman Samsun’u aldı. Kubadoğlu Cüneyd Bey Osmanlı Devletine bağlılığını kabul etti ve kendisine Ladik civarı bırakıldı. Samsun ve civarının Osmanlılar tarafından kolayca ele geçirilmesi üzerine, bütün Canik bölgesi emirleri Osmanlı Devletine tabi olmayı kabul ettiler. Böylece, Çarşamba, Terme, Niksar civarına hakim olan Tacüddinoğlu Mahmud Bey ve Alparslan Bey, Bafra civarına hakim olan Taşanoğlulları ile, Ünye’den Tirebolu’ya kadar olan kesime hakim olan Hacıemiroğlu Süleyman Bey’in Osmanlılara bağlanmasıyla, Osmanlı Devleti Harşit Irmağına kadar ulaşmış ve Trabzon Rum imparatorluğu ile sınırdaş olmuştu.

Büyük bir devlet adamı olup, aynı zamanda bilgin ve şair olan, Osmanlı Devletinin bile kendisinden çekindiği, Şehzade Ertuğrul Bey’in kumanda ettiği Osmanlı ordusunu Kırkdilim meydan savaşında mağlup eden Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed 1398 yılında isyancı aşiretler tarafından katledildi. Kadı Burhaneddin’den sonra meydana gelen karışıklıklar sebebiyle Sivas halkı Osmanlılar’dan yardım istedi. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid 1399 yılında ordu göndererek şehri isyancılardan kurtardı ve bölgede Osmanlı hakimiyeti kuruldu. Böylece hem İç Anadolu’nun büyük bir kısmı Osmanlı devletine bağlanmış oluyor, hem de daha önemlisi, bu bölgede Osmanlılara rakip olabilecek hiçbir güç kalmamış oluyordu.

1402yılında Timur ile Yıldırım Bayezid arasında yapılan ve Osmanlıların yenilip Yıldırım Bayezid’in esir düştügü Ankara savaşından sonra Osmanli Devleti ciddi bir sarsıntı geçirdi. Bütün Anadolu beylikleri Timar’a tabi olarak Osmanlılardan ayrıldılar. Hacı Emir Beyliği de Timur Devletinin hakimiyetini tanıdı. Bu yıllarda Timur’un yanına Semerkand’a elçi olarak giden İspanyol seyyah Clavijo Ünye’den geçmiştir. Seyahatnamesinde, Hacı Emirli beyliğinin 10.000 askeri olan önemli bir beylik olduğunu yazmaktadır.



Sultan II.Murad zamanında Osmanlı kuvvetleri kara ve denizden Trabzon’a kadar hücum ettilerse de, fırtına sebebi ile başarılı olamadılar. Fatih Sultan Mehmed zamanında da padişahın katılmadığı küçük çaplı Osmanlı orduları Trabzon’u kuşattılar ama başarılı olamadılar. Hacı Emir Beyliği ise Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethine kadar varlığını sürdürmüş gibi görünmektedir. Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu Devletine tabi olarak, 1461 yılında Osmanlılara ait Tokat şehrine yapılan hücuma katıldılar. Bu esnada Hacı Emir Beyliğinin başında Emir Ali adlı bir bey vardı. Aynı yıl Fatih Sultan Mehmed bizzat çıktığı seferle Trabzon Rum Devletini Osmanlı Devletine kattı ve sınırları Kafkasya’ya kadar genişletti. Bu sırada Hacı Emir Beyliği de kesin olarak ortadan kaldırılıp Ünye doğrudan Osmanlı devletine bağlanmış oldu.

4.OSMANLI DÖNEMINDE ÜNYE

Osmanlı Devleti bütün Karadeniz’e hakim olduktan sonra, Ünye ve civarı uzun bir huzur ve sükun dönemine girdi. Sahip olduğu uygun coğrafi konum sebebiyle Ünye bu dönemde önemli bir liman ve ticaret merkezi haline geldi. Bu dönemde siyasi tarih açısından çok önemli olaylar olmadıkça Ünye’nin adının tarihlerde geçmediği görülüyor.

16.asır ortalarında, Kanuni Sultan Süleyman’ın kanunnamelerine göre Ünye’nin dahil olduğu Canik livası Sivas eyaletine bağlanmıştı. Bu dönemde Ünye Kalesinde 32, şehirde 152 asker nüfus vardı. Kalede bulunanların biri dizdar, biri kethüda, biri mehter 29’u muhafızdı. Belli görevlerden muaf tutulma kaydıyla 8 nefer kalenin tamiratı işini üstlenmişlerdi. Aynı haklarla Ünye derbendinde 8 nefer beklemekteydi. Bu dönemde Ünye’nin 70.000 akçeden fazla yıllık geliri vardı.






16.yüzyılın ikinci yarısında başlayan, medrese öğrencisi olan veya kendisine bu süsü veren kişilerin yaptığı, uzun yıllar devam eden eşkıyalık faaliyetlerine topluca “Suhte Hareketi” denmektedir. Bu kelime günümüzde bozulmuş haliyle “Softa”şeklinde kullanılmaktadır. Suhte hareketinin en yoğun olduğu bölgeler Kastamonu,Bolu ve Canik yöresi idi. Zaman zaman devlet idarecilerinin halka adaletsiz şekilde davranması sonucu, halkın da suhte hareketine sempati duyması söz konusu olabiliyordu. 1576 yılında Amasya sancak beyi Şehsuvar Bey Canik havalisindeki suhtelere karşı görevlendirildi. Yaptığı baskınlar ve çatışmalarla suhteleri büyük oranda sindirdi. Gene de suhte hareketi 17.yüzyılın ortalarına kadar zaman zaman devletin başını ağrıtmaya devam etti.

16.yüzyılın sonlarında III.Mehmed Avusturya seferine çıktığında, askerde sayıca eksiklik olduğu tespit edilmiş ve yapılan sayımda 30 bin kadar tımarlı sipahinin orduya katılmadığı anlaşıldı. Bunların vletin güç kaybetmesine, hem de Anadolu ahalisinin fakirleşmesine sebep olmuştur. Celali hareketinden kanunen cezalandırılması gerekiyordu. Kaçak sipahilerin önemli bir kısmı cezalandırılacaklarını duyunca isyan edip etraflarına da çok sayıda insan topladılar. Tarihe “Celali isyanları” diye geçen ve uzun yıllar devam eden bu hareketler hem de Ünye ve Canik sancağı da etkilenmiştir. Celali reislerinden Karayazıcı 1601 yılında devlet kuvvetleriyle yapılan bir savaşta bozguna uğrayınca kaçarak Canik dağlarına sığındı. Fakat orada muhtemelen kendi adamlarınca öldürüldü.

Celali hareketi 17.yüzyıl boyunca şiddeti değişmek üzere devam etti. İkinci Viyana kuşatmasında Osmanlı Devleti mağlup olunca, uzun yıllar süren bir savaşlar dönemi başladı. Bu arada Karadeniz bölgesini de içine alan geniş çaplı eşkıyalık faaliyetleri ortaya çıktı





Celali hareketi 17.yüzyıl boyunca şiddeti değişmek üzere devam etti. İkinci Viyana kuşatmasında Osmanlı Devleti mağlup olunca, uzun yıllar süren bir savaşlar dönemi başladı. Bu arada Karadeniz bölgesini de içine alan geniş çaplı eşkıyalık faaliyetleri ortaya çıktı. Dönemin Canik mutasarrıfı olan Cafer Paşa eşkıyayı tenkile memur edildi. Cafer paşa Canik bölgesinin yüksek kesimleriyle Koyulhisar ve Şebinkarahisar bölgelerinde bulunan çok sayıda eşkıya reisini yakalayıp kellelerini İstanbul’a gönderdi.

17.yüzyılda Karadeniz sahillerinin bir başka derdi de Hıristiyan don Kazaklarının küçük ve süratli gemilerle yaptıkları yağmacılık hareketleri idi. Giresun ve Samsun bu yağmalardan nasibini almıştı. Ünye’nin ise bu saldırılardan doğrudan etkilenip etkilenmediğini bilmiyoruz. Meşhur seyyah Evliya çelebi 1640 yılında Ünye’yi ziyaret etti. Kitabında Ünye’nin ünyes adında bir hükümdar tarafından kurulduğunu ve adını ondan aldığını yazmaktadır ki; bu tarihi gerçeklere uygun bir değerlendirmedir.

Karadeniz sahilinde 16. ve 17.yüzyıllarda en mühim ticaret iskelesi Ünye idi. Eflak, Boğdan, Ukrayna ve Karadeniz havzası tüccarları Diyarbakır’dan ham kırmızı ipek ve sahtiyan, Haleb’den dirayi ve mavi futa ve başka mallar getirdiler. Bu malların ticari muameleleri Ünye’de yapılır ve buradan gemilerle nakledilirdi.

Ünye’de mühim bir tersane mevcuttu ve devletin ihtiyaç duyması halinde savaş gemileri de inşa edildi. Özellikle Osmanlı Devletinin savaşa girdiği yahut donanmanın güçlendirilmesine ihtiyaç duyulduğu zamanlarda, çeşitli tersanelerle birlikte Ünye tersanesine de belli sayıda savaş gemisinin inşa edilmesini emreden fermanlar gönderildiğini biliyoruz. Ünye



tersanesinde savaş gemilerinden başka özel müteşebbislere ait ticari gemiler de inşa edilmekteydi. Devlet arşivlerinde, Ünye’de hicri 1200-1300 tarihleri arasında inşa olunan çok sayıda ticari gemi için sened-i bahri (amatörlük belgesi) verilmesine dair belgeler mevcuttur. Ünye civarı gemilerde kullanılan halatların hammaddesi olan kendirin de en önemli üretim ve dağıtım merkezi idi. Osmanlı devletinin kendir ihtiyacının yarıdan çoğu burandan sağlanıyordu.


AYANLAR DÖNEMİ

18.yüzyılda Osmanlı Devletinin girdiği uzun süren savaşlar ve dış gaileler yüzünden, devlet tarafından vergi toplama ve bazı mahalli problemlerin halledilmesi görevi ülke içindeki bir kısım nüfuzlu ailelere verildi. Bu aileler zamanla nüfuz alanlarını genişleterek mahalli güç odakları haline geldiler. Bunlar arasında Çapanoğulları ve Kozanoğulları en meşhur olanlarıdır. Bu dönemde Ünye merkez olmak üzere Canik Bölgesi ayanı olarak da Canikoğulları veya bir başka adlandırma ile Hacı Ali Paşa ailesini görmekteyiz.

1773 yılında Kırım Hanı Devlet Giray tavsiyesi ile Kırım seraskeri oldu ve Trabzon sancağı da uhdesine verildi. 1775 yılında İran ve Osmanlı Devleti arasında gerginlik çıkması üzerine çıkan gelişmelerde rol aldı ve bunun neticesinde Erzurum Eyaleti ile Şarkikarahisar (Şebinkarahisar) bölgesi de kendi ailesine bağlandı. Daha sonra Sivas ve Kastamonu bölgesi de nüfuz alanına girdi. Hükümet, bunlara karşılık Hacı Ali Paşa’nın bulunduğu bölgeden 40.000 asker toplayarak Rusya’ya karşı savaşmak için Kirim üzerine gitmesini istedi.

1778 yıllarındaki bu savaşta üzerine düşen görevi gerektiği gibi yapmayan, hakim olduğu bölgede ahaliye eziyet ettiğinden şikayet olunan ve Bozok (Yozgat) bölgesinde nüfuz sahibi olan Çapanogulları ile sürtüşmeye giren Hacı Ali Paşa’nın bu sebeplerle görevden alınmasına kara verildi. Sivas Valiliği elinden alınıp kendisi Trabzon’a gönderildi. Sonraki yıllarda affedildikten sonra yine Kırım ve Kafkasya taraflarında çeşitli devlet görevlerinde bulundu. 1785 yılında öldü.

19.yüzyılın başlarında Canik bölgesinin idarecisi olan Süleyman Paşa Ünye’de büyük bir saray inşa ettirmiştir. Güzelliği ile dillere destan olan bu saray, sonraları bir yangında tümüyle harap oldu. Bu sarayın batili bir seyyah tarafından çizilen bir gravürü mevcuttur. Süleyman Paşa Karadeniz bölgesindeki çeşitli derebeyleri ile devlet namına mücadele etmiştir. Mezarı Çarşamba’dadır.

Bilindiği gibi eski tarihlerde Ordu adli bir yerleşim yeri yoktu. İlk olarak 19.asrin başlarında Trabzonlu Avedik adlı bir kişinin önayak olmasıyla sahilde küçük bir iskele ve evler yapıldı ve gayrimüslimlerle iç kısmındaki köylerden göçen bir kısım Türk ahali buraya yerleşti. Önceleri Bucak diye adlandırılan yerleşim yeri, bir askeri birliğin uzun süre burada yerleşmesi sebebiyle sonraları Ordu adıyla anılmaya başladı ve bu ad yaygınlık kazandı. Uygun konumu sebebi ile bu asrin sonlarına doğru Ordu mühim bir kasaba haline geldi. 1867 yılında yapılan idari taksimata göre Ünye, Trabzon vilayetine bağlı Canik sancağının 4 kazasından biri idi. Diğer 3 kaza ise Samsun, Çarşamba ve Bafra idi. İlk defa 1869 yılında Ordu Trabzon merkez sancağına bağlı bir kaza yapıldı. 1877 yılında Canik Trabzon’dan ayrılıp bağımsız sancak oldu. 1888 yılında yeniden Trabzon vilayetine bağlandı. 1908 yılında ilan edilen II.Meşrutiyet döneminde Canik sancağı yeniden müstakil oldu.

19.yüzyılın sonralarında Ünye şehir nüfusu 10 bin civarındaydı. Köyleriyle birlikte toplam nüfusu 50 bin kadardı. Ünye’nin o tarihte 104 köyü vardı. Ünye’de 75 cami, 2 han, 3 hamam, 400 dükkan vardı. Yine 19.asrın sonlarında Ünye’de 271 öğrencisi olan medrese, 91 öğrencisi olan rüşdiye okulu, toplam 1554 öğrencisi olan 79 müslüman okulu ve 403 öğrencisi olan 14 gayrimüslim okulu vardı.

Rusya’nın Kafkasya’yı istilası ve Müslümanlara katliam uygulaması yüzünden 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu’ya Kafkasya’dan göçler başladı. Bu göçler bilhassa 93 harbi diye anılan 1877-78 mağlubiyetinden sonra yoğunluk kazandı. Muhacir Müslümanlar daha çok, padişahın kendi mülkü olan arazilerden yer gösterilerek iskan edildiler. Kendilerine bir süre için askerlik muafiyeti tanındı. 1893 yılında Ünye’de mühim bir kolera hastalığı salgını ortaya çıktı. Bunun üzerine Ünye karantina altına alınarak hastalığın başka yerlere yayılmasına karşı tedbirler alındı.

Balkan harbi ile başlayıp büyük seferberlik ve istiklal savaşı ile nerede ise kesintisiz olarak devam eden uzun savaş yıllarında yerli nüfus büyük sıkıntıya duçar olurken Kafkasya mücahitlerinin imtiyazlı konumda görünmesi sebebiyle, halk arasında bazı eşkıya hareketleri ortaya çıktı. Bu sebeple, 20 yüzyılın başlarında ortaya çıkan bazı eşkıya hareketleri mücahitlere karşı bir tavır takınmış gibi görünmektedir. Bunlardan özellikle Hekimoğlu ve Soytarıoğlu adlı şakiler çok ünlü ve halk katında itibarlı idiler. Her ikisi de çatışmada öldürülen bu kişiler için yakılan türküler bölgede hala söylenmektedir.

5.SEFERBERLİK, İSTİKLAL HARBİ ve CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÜNYE

1914 yılında Ünye ve civarında çok sayıda can ve mal kaybına yol açan seller oldu. Aynı yıl, Osmanlı Devleti birinci dünya savaşına girdi. Bu savaş halk arasında “Seferberlik” diye anıla gelmektedir. Doğu Anadolu’da Rusya ile yapılan savaşlar kaybedildi ve Ruslar Harşit Irmağına kadar olan bölgeyi işgal ettiler. Bunun üzerine, işgal edilen bölgeden yeni ve büyük bir Müslüman ahali göçü başladı. Aynı sıralarda, Rusya ile işbirliği yapan yerli Ermeniler çeşitli yerlerde ve bu arada Canik bölgesinde isyan hareketleri başlattılar. Sarala adında reisi olan Ermeni eşkıya çetesi Ünye’nin köylerine baskınlar yapıyordu. Savaş sırasında cephe gerisinin emniyetini garanti altına almak için Osmanlı Hükümeti Ermeni nüfusun geçici olarak o zaman Türkiye’nin bir vilayeti olan ve kritik konumda olmayan Suriye’ye nakledilmesi kararını verdi. Ünye ve bazı köylerinde yaşayan Ermenilerde nakledildi. Savaş bitince herkes eski memleketine dönecekti. Fakat savaş kaybedilip Suriye Fransızlar tarafından işgal edilince Ermeniler de orada yerleştiler ya da Fransa ve Amerika’ya göç ettiler.

Birinci Dünya Savaşı Türk milletinin tarih boyunca uğradığı en büyük felaket oldu. Savaş öncesi elimizde bulunan toprakları üçte ikisinden fazlasını kaybettik. Askere alınan iki milyonu yakın Mehmetçiğin dörtte biri geri dönebildi; kalanları şehit oldu veya kayboldu. Bu, ülke nüfusunun onda biri, erkek nüfusunun beşte biri, eli iş tutabilecek nüfusun ise yaridan çoğunun kaybedildiği manasına geliyordu. Binlerce yıllık tarihi boyunca Türk milleti ilk defa dünya çapında bir devlete sahip olmaktan çıkıp küçük bir coğrafyaya sikişmişti. Kurtuluş savaşındaki üstün gayretler olmasaydı, düşmanların bize o kadarını da fazla görecekleri şüphesizdi.

Savaşta Ünye kıtlık, göç ve sefalet çekti ise de, düşman işgali felaketine uğramadı. Sadece 1915-16 yılında Rus gemileri tarafından bombalandı. Halk arasında anlatıldığına göre, Şehnuz türbesi civarından Rus gemilerinin ateşine top atışı ile karşılık verilmiştir. Ahali bunu Şeyh Yunus’un bir kerameti diye yorumlamıştır. Rusya’da komünist ihtilal yapılıp Kafkas cephesinde savaş sona erdikten sonra Ünye’ye ilk vapur 9 Nisan 1918 tarihinde mısır yüklü olarak gelmiş, bu münasebetle bir tören yapılarak dualar edilmişti. Savaş ve çok sayıdaki muhacir nüfus sebebiyle bu yıllarda Ünye ve bütün Doğu Karadeniz’de sıtma salgını ortaya çıktı. Sıtma ile mücadele için Ünye’de ve birkaç merkezde laboratuarlar ve sağlık tesisleri kuruldu.


23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) Canik mebusu olarak Ünyeli Hasan Fehmi Efendi’de bulunmaktaydı. Pontusçu Rumlara karşı daha iyi mücadele edilmesi için TBMM’de Giresun’un vilayet olması yolunda karar alındı. Ordu kazası Giresun’a bağlanmayı reddedince, yeni bir TBMM kararı ile Ordu’da vilayet yapıldı. Fakat Ordu’nun nüfusu ve çevresi bunun için yeterli değildi. Bu sebeple, Canik vilayetinin Ünye ve Fatsa kazalarının da Ordu’ya bağlanmasına karar verildi. Ordulular vilayet olmak için gereken masrafı tamamen kendileri karşıladılar. Bu karar, coğrafi ve iktisadi farklılık sebebiyle tarih boyunca Ordu ile ilgisi pek az olan Ünye ve Fatsa’da büyük tepki ile karşılandı. Ünye ve Fatsa halkı TBMM’ne çok sayıda telgraf çekerek, bu kararın değiştirilmesi, Ünye’nin vilayet yapılıp Fatsa, terme ve Karatuş’un buraya bağlanması isteklerini Milletvekillerine bildirdiler. Ünye’de 17 Aralık 1920 tarihinde bunun için bir de miting yapıldı. Ancak bu teşebbüsler sonuç vermedi ve Ünye o tarihten bu yana Ordu’ya bağlı bir kaza olarak kaldı.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra hazırlanan idari bölünüşe göre Ünye, Ordu iline bağlı bir ilçe idi. Karakuş nahiyesi 1954 yılında Ünye’den ayrılarak Akkuş adı ile ilçe haline getirildi. 1990 yılında da, Çaybaşı ve İkizce Ünye’den ayrılarak ilçe haline getirildi. Ünye’nin geçen yüzyıl sonlarında 10 bin civarına varan nüfusu, Cumhuriyet kurulduğunda uzun savaş yıllarındaki kıtlık, göç ve salgın hastalıklar sebebiyle azalmıştı. 1927 yılında yapılan sayımda şehir nüfusu 5443 bulundu. 1950’ye gelindiğinde nüfus 8735 olmuş, 1960’te geçen asrın seviyesini aşarak 11350’ye ulaşmıştı. 1997 yılında yapılan son sayımda ise Ünye’nin nüfusu 54518 olarak bulundu.









IV-İDARİ,TOPOĞRAFİK YAPI VE TARIMSAL VARLIĞI:








I-NÜFUS:



TOPLAM NÜFUSU 126.124

ŞEHİR NÜFUSU 61.552

KÖY NÜFUSU 64.572



II-İDARİ DURUMU:

BELDE SAYISI 9

KÖY SAYISI 59

MAHALLE SAYISI 77

MUHTARLIK 136



III-ARAZİ VARLIĞI:



İLÇENİN YÜZÖLÇÜMÜ ( 550.000 DEKAR

TARIMA AYRILAN KISIM 349.600 “

ORMANLIK KORULUK 147.300 “

TARIM DIŞI ARAZİLER 49.100 “

ÇAYIR-MER’A 4.000 “






Çakırtepe






Alanı(Da)
Yüzde (%)

Tarıma Ayrılan
349.600
63

Ormanlık-Koruluk
147.300
27

Tarım Dışı
49.100
9

Çayır-Mer'a
4.000
1

TOPLAM
550.000
100






İLÇEMİZİN TARIMSAL ARAZİ VARLIĞI:

TOPLAM ARAZİ VARLIĞI 349.600 DEKAR

FINDIK 289.000 “

MISIR 55.000 “

SEBZE 4.000 “

BUĞDAY-YULAF 600 “

PATATES 1.000 “




Alanı(Da)
Yüzde (%)

Fındık
289.000
83

Mısır
55.000
16

Sebze
4.000
0,7

Patates
1.000
0,2

Buğday-Yulaf
600
0,1

TOPLAM
349.600
100






















EFEE

7.jpg

zuhal.jpg

230420071049570531.jpg

aysel.jpg

230420071118140984.jpg

yonca.jpg

230420071049570515.jpg

shelan25.jpg

230420071136020484.jpg

duygu.jpg

kanatlı melek

9c8b4a35e9be04eca93df8c10156768a_big.jpg

d8791d428f89554daffa9742999a0703_big.jpg

hedef.gif

unye karadenizin incisi

image007.jpg

GENC BEYZA

beyzanur.jpg

BİLE BİLE SEVMEK

GÖZÜM GÖRMEZ HİCBİRSEYİ
NE KEDERİ NE NESEYİ
BANA YÜKLEDİN CİLEYİ
EY SEVGİLİM BİLE BİLE
ASKINA EYLEDİN KÖLE
VURDUN BENİ YERDEN YERE
CEKİLİRMİ BÖYLE CİLE
EY SEVGİLİ BİLE BİLE

VURDUN BASIMI TASLARA
BAK GÖZÜMDEKİ YASLARA
DÖNDÜM YUVASIZ KUSLARA
EY SEVGİLİM BİLE BİLE
ASKINA EYLEDİN KÖLE
VURDUN BENİ YERDEN YERE
CEKİLMEZKİ BÖYLE CİLE
BİLE BİLE SEVMEK

FREEDOM

z_val_oglu_husey_n__3.jpg

algida_52@hotmail.com

CÜNEYT

c_neyt.jpg

cuneyt52300@hotmail.com

ÜNYE İLÇEMİZ

Konuk Defterim

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:

Anket

Sitemi kimden öğrendiniz?
Arkadaşımdan
Reklamlardan
Arama sonucunda


sondefa34@hotmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın